1 Ekim 2009 Perşembe
Metrobüs? Diyet?
http://artdiyet.blogspot.com/2009/10/en-zayf-halka-hayr-fil-degil-mecazi.html
Tesadüfen gören olursa diye :))
19 Haziran 2009 Cuma
BİR KADINI AĞLATMAK - AZİZ NESİN
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! - İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı... Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan... İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E.. o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki! Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
AZİZ NESIN
12 Şubat 2009 Perşembe
14 Şubat yaratıcılığımı öldürüyor!
Neden böyle düşündüğüme gelince...Bütün özel günlerde (özellikle doğum günü) yaratıcılığımı konuşturabilen ben, 14 Şubat geldiğinde tıkanıp kalıyorum. Sebebi de çok açık aslında: 14 Şubat'ta birşeyler yapma zorunluluğunun hissedilmesi. Doğum günlerinde sevdiğimiz insanın hayata gelişini ve bizimle oluşunu kutlarız, yıldönümlerinde birlikte birşeyleri paylaşmaya başlamamızı kutlarız. Peki sevgililer gününde neyi kutluyoruz? İyi ki sevgili olmuşuz mu demeye çalışıyoruz? Bunu herzaman diyebilmeliyiz zaten. Aksi takdirde o insanın yanından uzaklaşmak gerek!
Yine bir 14 Şubat sendromu ile karşı karşıyayım. Sürprizleri sevmeme, karşımdaki insanı şaşırtmaya bayılmama rağmen bu sefer ne yaptım? Dün gittim onun önceden görüp beğendiği birşeyi aldım. Daha sonra planlanmamasına rağmen yakınında olduğum için görüşme teklifini kabul ettim ve hediyesini verdim. Tarih: 11 Şubat...Sürpriz yok, heyecan yok hiçbirşey yok. Farkettim ki herhangi bir günde onu şaşırtacak birşey aldığımda veya kendim yaptığımda bile ikimiz de daha mutlu oluyoruz.
Peki daha sonra ne yapacağım? Sevgili ile konuşup gereksiz günler ve haftaları hayatımızdan çıkartıp "zorunluluk" denen saçma kelimeye takılmadan gül gibi geçinip gideceğim :)
17 Ocak 2009 Cumartesi
Reklam markanın önüne nasıl geçer?
Geçen gün IETT otobüsünde iki kızın konuşmasına kulak misafiri oldum ( düpedüz dinledim evet ). Kızlardan birisi diğerine Vodafone'un son reklam serisinden bahsediyordu. Hani şu hepimizin bildiği, çocuğun annesine bilgisayar kullanmayı ya da sevgilisine ofsaytı anlattığı reklamlar. Kız muhabbete "Hani Turkcell'in bir reklamı var ya..." diye başladı ve reklamı bütün detaylarıyla - birebir replikler dahil- arkadaşına anlattı. Arkadaşı da "O Avea reklamı değil miydi yahu?" diye sordu kendisine. Esas kızımız da " Ya Avea ya da TELSİM reklamıydı. Tam emin değilim" diye cevap verdi arkadaşına.
Dikkatinizi çekmiştir, söz konusu dialogda bir kere bile Vodafone kelimesi geçmedi. Şimdi durup bir düşünmek gerek: birçoğumuzun çok sevdiği bu reklam serisi gerçekten başarılı olmuş mu?
7 Ocak 2009 Çarşamba
İETT Otobüslerinde Türkiye Profili
Birkaç durak geçmemiştik ki ablanın teki çat diye çantasını kucağıma koydu. Ablanın suratına baktım baktım baktım...Hiç oralı olmaya niyetli görünmeyen abla, bu da yetmezmiş gibi yaslandı bacağıma, verdi bütün ağırlığını! Derken 3 kişi oldular. Neredeyse kucağıma oturacaklar! Bir yandan "Şöför Bey akbiller nerdeeeee???" seleri (ciyaklama demiyeceğim, okadar saygıyı koruyorum hala), bir yandan liseli gençlerin bağırış çağırışları, bir yandan üstüme çullanan insanların harika ten kokuları...Yanımda parmağı ve burnu arasında ince bir samimiyet kuran amcadan bahsetmiyorum bile.
Kapadım gözlerimi...Açtığımda durağa gelmiştik. Mutluydum. İçimdeki hayvanı dışarı çıkartarak insanları ite kaka kendimi dışarı attığımda farkettim ki benim de sövüp saydığım insanlardan farkım yok :) Her gün aynı otobüse biniyorum, her gün türlü türlü manzaralar görüyorum. Şundan artık eminim: sabah insanların işe veya okula gitmek üzere doluştukları İETT otobüsleri Türkiye'nin profilini tam anlamıyla çiziyor.
Her gün suratım beş karış binerim o otobüse. Yine de bu trafikte araba kullanıp sinir sistemimi harap etmektense otobüse binmek tercihimdir. Eğlenceli hale dönüştürebilirim belki de bu yolculukları...:)
