17 Ocak 2009 Cumartesi

Reklam markanın önüne nasıl geçer?

Yaratıcılık reklamların olamzsa olmazıdır. Ama mesajın doğru verilmesi de en az yaratıcılık kadar önemlidir. Aksi takdirde reklam markanın önüne geçiverir. İşte buna en güzel örnek:

Geçen gün IETT otobüsünde iki kızın konuşmasına kulak misafiri oldum ( düpedüz dinledim evet ). Kızlardan birisi diğerine Vodafone'un son reklam serisinden bahsediyordu. Hani şu hepimizin bildiği, çocuğun annesine bilgisayar kullanmayı ya da sevgilisine ofsaytı anlattığı reklamlar. Kız muhabbete "Hani Turkcell'in bir reklamı var ya..." diye başladı ve reklamı bütün detaylarıyla - birebir replikler dahil- arkadaşına anlattı. Arkadaşı da "O Avea reklamı değil miydi yahu?" diye sordu kendisine. Esas kızımız da " Ya Avea ya da TELSİM reklamıydı. Tam emin değilim" diye cevap verdi arkadaşına.

Dikkatinizi çekmiştir, söz konusu dialogda bir kere bile Vodafone kelimesi geçmedi. Şimdi durup bir düşünmek gerek: birçoğumuzun çok sevdiği bu reklam serisi gerçekten başarılı olmuş mu?

7 Ocak 2009 Çarşamba

İETT Otobüslerinde Türkiye Profili

Sabah 8:10 civarı Beşiktaş'tan işe gitmek üzere Rumeli Hisarüstü otobüsüne bindim. Bir de baktım bir sürü boş koltuk. "Vay be! Şanslı günümdeyim herhalde!" diye içimden geçirerek bir koltuğa kendimi attım. Deymeyin keyfime; bir de kitap okumaya başladım (Albert Camus-The Outsider). Amma velakin bir sonraki durakta içeriye insan ordusu dalınca anladım ki kendimi kandırmışım...Kitabı çıkartmamla çantama yerleştirmem bir oldu (tepemdeki bakınca sınavda da başarısız olurum kitap okumada da!)

Birkaç durak geçmemiştik ki ablanın teki çat diye çantasını kucağıma koydu. Ablanın suratına baktım baktım baktım...Hiç oralı olmaya niyetli görünmeyen abla, bu da yetmezmiş gibi yaslandı bacağıma, verdi bütün ağırlığını! Derken 3 kişi oldular. Neredeyse kucağıma oturacaklar! Bir yandan "Şöför Bey akbiller nerdeeeee???" seleri (ciyaklama demiyeceğim, okadar saygıyı koruyorum hala), bir yandan liseli gençlerin bağırış çağırışları, bir yandan üstüme çullanan insanların harika ten kokuları...Yanımda parmağı ve burnu arasında ince bir samimiyet kuran amcadan bahsetmiyorum bile.

Kapadım gözlerimi...Açtığımda durağa gelmiştik. Mutluydum. İçimdeki hayvanı dışarı çıkartarak insanları ite kaka kendimi dışarı attığımda farkettim ki benim de sövüp saydığım insanlardan farkım yok :) Her gün aynı otobüse biniyorum, her gün türlü türlü manzaralar görüyorum. Şundan artık eminim: sabah insanların işe veya okula gitmek üzere doluştukları İETT otobüsleri Türkiye'nin profilini tam anlamıyla çiziyor.

Her gün suratım beş karış binerim o otobüse. Yine de bu trafikte araba kullanıp sinir sistemimi harap etmektense otobüse binmek tercihimdir. Eğlenceli hale dönüştürebilirim belki de bu yolculukları...:)